20090430

Farkındasın

üstüne basıp öldürdüğün
çalışkan karınca
artık
ağustos böceğinin yemeğidir.
basarken hiç farkında değildin,
belki hala bilmiyorsun.
yaptığın şey
hayatın acı gerçeğidir.
Ez beni farkındalı farkındasız
gözlerinle çiğne etimi
ama bil;
cesedimden faydalanacak bir 
ağustos böceği bile bulamamak,
hayatımın özetidir.

20090427

Mutsuz Son

İstisnalar kaideyi bozmaz.Beni bozar.

20090426

Elmas Tozu

Göğsümü açıp derimi yüzmüş gibi,o ufacık noktaya elmas tozu serpmiş gibi oy içimi.Kırık,minik elmas parçaları her gün biraz daha delsin yüreğimi,gözlerin gibi...Kimsenin bilmediği kelimeler ayırdım sana, duymayı istemedin...Kanımdan alçı yaptım kalp şeklinde.Kalıp bulamadım kalbimi koydum içine,anlamadın...Birbirinin aynısı iki kar tanesi buldum,kulaklarını süslesin diye.Kirli küpeler kadar manalı gelmedi, bilmem niye?

Gülleri sana ayırdım,dikenleri yuttum.Bin kör göze aldırmadan kuğu gibi süzülen gölgenin peşinde koşturdum.Seher vakti rabbine dualar eden bendim,ona inanmadığımı bile unuttum.Neye yaradı sevdiceğim?Daha gitmeden unuttun sen beni.Kimselere söyleyemedim seni sevdiğimi.Amel defterime yazılır mı?Ömrünün bir kısmında; saat dördü çeyrek geçe belki, onu gerçekten sevdi. Yazılmaz sevdiceğim.Gözlerim semayı dolaşır.Ben üçlerin,ben yedilerin,ben kırkların içinde. Uhudun şehitleri,bedirin aslanları benimle...İbrahimin kalbine yazdım adını,yusufun kuyusuna gözyaşlarımı bıraktım.Adındı...sessizce,süleymanın kulağına fısıldanan.Yedi iklimin içinde ölüme çare arayan lokman gibi,ağlamaktan kör olan yakup gibi,dişlerini tesbih yapan karani gibi istedim seni.Gonca yüzünün verdiği sevdakarlık içimi yaksa da, dilim dönmemekte ısrar ediyor tövbekarlığa...Ben gecelerin değil geceler seni sevişlerimin çetelesini tutuyor.Anlatırsam biter sandım. Sana aşkımı anlatabilmek için yirmisekizbin peygamberi ezbere saydım. Geçtim,tek tek...Bildiğim tüm büyüklere selamımı vererek: Gazelden,uyaktan,vezinden...Nabi'den,Nef'i'den,Fuzuliden geçtim.Sığındım ahmet arif gölgesine, fazıl hüsnü heybetine,orhan veli ölüsüne...

Antolojik tanrılar kesmedi aşkımı.Oysa senin dilsizliğin benim dilimi nasıl da kesmişti.Sesimi kesmişti,buz gibi bir suya atlar gibi kesmişti.Üsküdar sahilinde havada ölmüştü bir martı, bana hiç sormadan ruhuma gömülmüştü.Ben anlatamadım. Sen ağır-aksak gidiyordun,sessiz-sedasız gidiyordun.Seslenemedim arkandan,sevdiceğim diyemedim.Sen gidersen tanrı tüm aşıkları cehenneme atar sonra cehennemi benim yüreğimin içine atar diyemedim.Benim hatırım yok bilirdim,belki aşıklar...hani bir zaman, bir şekilde yaşanan aşklar hatırına kalırdın.Diyemedim...Biliyordum aslında sen kendi köşklerini cennet sanıyordun, erkeklerini melek...Uçabilen bir tavuskuşu gibi, kaf dağında kendini görmüş gibi, tüm insanlığı cehenneme atıp kaçıyordun.Dudağında kaygısız bir ıslık,kulaklarımda kalan son şeydi: canımı acıtan bir şarkının melodisi.

Benim tek başıma,herkeslerden habersiz,gecegündüz,soluksuz acı çekişlerim bir gün anlatılırsa sana, dudağının kenarında oluşacak tebessümü görür gibi oluyorum.Tüm acı çekişlerim bu yüzden.Bu acıları niye çektiğimi biliyorum.Göremesem bile; senin tebessüm eden halini inan herşeyden çok seviyorum.

20090425

...

Bir çeşit pinokyoyum ben.Seni sevdiğimi söyledikçe içimdeki bıçak uzuyor.Belki bunu bildiğin için bu kadar ısrar ediyorsun.Söyle diyorsun, durmadan söyle.Söyletmeye devam et sevdiceğim ki hakettiğim ölüm kendi kanımda boğulmaktır.Cinayetine görgü şahidi olurlar mı bilmem ama,Kasımpatıları yakıştıramadım sana,papatyaları,gülleri...iyiniyetlerimi alıp geldim yanına. Çöl gibi karşıladı gözlerin beni,gereksiz bir ölüm gibi.Bana beni sevemeyeceğini hatırlatır gibi... 
Ağlıyorum,ağladığımı söylemekten utanmadan.Pinokyo öldü sevdiceğim zengin bir evin şöminesine gömüldü.

20090415

Sızı

Duygular yetmiyor,kelimeler anlamsız.Manasız bir bekleyiş bu.Seni unutmayı beklerken, beklediğimin sen olduğunu sanmak...Seni en çok ben sevecektim.Olmadı.Sana en güzel yazıları ben yazıcaktım.Yetmedi.Artık anlatmaya yetmiyor bildiğim benzetmeler.Ateş gibi yanıyor yüreğim desem,cam kırıkları batıyor,kağıt kesiği dolu sanki sızladıkça sızlıyor...Hayır yetmiyor.Bildiğim hiç bir acı,öğrendiğim hiçbir kelime.Seni düşünürken yüreğimin aldığı hali anlatmaya yetmiyor.Bu yüzden susmalıyım.Seni artık sevmediğimi sanıcak kadar uzun sessizliklerde kaybolmalıyım.

20090413

Hüzün Koleksiyonu

Yirmialtı yaşında hiç piyano görememenin hüznü çöker mi insana?Bugünlerde böyleyim.Kör gözlerimi kendi üzerime dikmiş halde.Sanki gecenin üçü ve ben uyuyan bir şehirde, kırmızı ışıkların içinde kendimi arıyorum.Karşıma çıkan adamın gırtlağını deşiyorum.Kendine katlanamamanın dayanılmaz burukluğu içimde.
On kıtalık bir marşın ilk mısrasını unutmuş gibi,tanrıdan sufle beklerken;ikinci mısrayı da unuttum.Belki bu yüzden spastik bir çocuğun salyasında boğmak istiyorum tanrıyı.Tüm düşüncelerin sonunda yine aynı soğuk,boğuk,susuşlar.Ölmeden evvel yazılan son yazılar bunlar,seni göremeden öleceğim için kelimeye dönüşmüş kahroluşlar.

Belki yüzün ay gibi parlak diye kör olmuştur gözlerim.Gamzen gül bahçesidir,dudağının kenarındaki tebessüme saklanmış çeşmi-cihan.İlk ben değilim ne yazık ki,okyanus gibi gölgende sedef inciler bulan.Senin olmadığın hayat nasıl olsa yalan yani aslında ölecek bile sayılmam.Nasıl kavuşabilirim ki sana.Her dakikam bunun için inan,keşke bir yolu olsa.Belki teninden akan ter'di gözlerimi açacak damla. 
Sen şimdi satırlarımı okuyorsun,tanrının ilk emri gibi tebessüm dudağında.Bense üç mısralık bir şiir olmak isterdim,en sevdiğin kitabın kenarında.Bilirim istemelere hakkım yok benim.Doğuştan alışkınım ben ağlayınca zehir sunulmasına,güllerimin solmasına,umudun kaybolmasına.Sözlerin çalar yüreğimi her öğlen,atar durur gayya kuyusuna.Hadi durma.Taşla beni sevdiceğim şeytan taşlar gibi taşla.
Farketmedin sevdiceğim.Kaderimdi iki dudağının arasından çıkacak olan.Sen hiç farketmedin.Başparmağımdaki yanık bugün içtiğim kırkıncı sigaradan kalan.Niye ölmek ister hiç düşündün mü,en güzel çağında gencecik bir insan.
Yoruldum sevdiceğim.Taşıyamıyorum sensizliğin yükünü,kaderin hilesini,seni ellerde görüşümü. Hep ben oluyorum sevdiceğim.Dua edip günahkar olan,her küfüre susan,fotoğraflarda en arkada kalan...
Çok sordum gizliden gizliye devrik cümleler halinde,seslendiremesem bile.Tanrım-söyle-ben-niye?Bak şimdi gidiyorum işte,cevabını bulamadığım sorulardan sıkıldım diye.Belki tanrı acır,öldükten sonra gideceğim yer cehennem değil cüzzamlılar adasıdır.Derim dökülür ağır aksak..Tek sırdaşım bir hurma ağacıdır.

Ölüyorum,elde bir demet hüzün.Gözlerinden öpüyorum,gözlerimde yüzün.Kalmadı işte cihanda söyleyecek başka sözüm.

20090407

Zat-ı Şahaneme

Bir dakikalık mutluluklara bir litre kanımı vermeye hazırken,tüm savaşları mermisizlikten kaybetmişken, belirtisiz aşk tamlamalarımı gizli özneler doldurmuşken çıktı ortaya; makedon dağlarından gelen, yüreğime dökülen,incir ağaçlarını seven zat-ı şahanem.Hüznünü neşesiyle örterdi,yüzünü saçlarıyla gizlerdi,ruhumu çıplak ayaklarıyla çiğnerdi,geceleri benden saklı gezerdi,
kırmızıydı,siyahtı,
gündüz şifa,gece zehirdi.Belki bu aşk hiçbiyere gitmezdi.Yine kalırdım sevdiceğim.Ruhuma sen kırıkları batardı.Ben öylece kalırdım.Sırtımdan aşağı bir bıçak inerdi.Olsun yine de değerdi.

Sevmek yenilmekse en tatlısı sana yenilmek.Aşk sözlüğümde ayıp sayılır; sevdim diye sevilmeyi beklemek. Belki mesih yakında gelir,belki bu çağda sevmeler yasak meyvedir.Belki hiçbişey eskisi gibi değildir. Sadri Alışık izlenmez,kimse intizarı ıslığıyla söylemez.Aşk mektupları nartanem diyerek başlamaz.... Yine de tüm bunlar sana aşık olmayanlara bir mazeret sayılmaz.

Ben şimdi aşkınla başka bir haldeyim.Seninle ve sensiz.Yanındayken kral,sensizken fukara.Bir avuç kül ya da zümrüd-ü anka.Bilmiyorum kaç canım var, sonuncusu olsa söyle ne yazar.İçimdeki herşey sana ait, kanlı,ıslak,yarım.Yüreğim adınla sarılı,ellerim serbest, dudaklarım bağlı.

Nartanem,
Dudaklarım omzunda değil çünkü tanrı seni sevmemi şirk sayıyor.Tanrı tek oğlunun sana kurban olmasından korkuyor.Ağır ağır oku: um-rum-da  de-ğil...Nefes alışlarımı tek bir güdü,bir tek an belirliyor.
Koltuğunda bir gece yorgun-argın...Babamın doğumgününü okurken;
gözlerin sayfa kenarından ellerine düşse.Dikkatini çekse tırnağındaki bir parça kazınmış oje.Sana benden,dişlerimden,sevişmelerimizden kalan en güzel hediye.
Aşk kan kanseri gibi.Uyumaya başlayacağım sık sık.Rüyalarıma gireceğin için farketmeyeceğim. Halsiz düşüceğim ikide-bir, ama kuracağım cümle "onu bugün göremedim diye".Yaralar çıkacak vücudumda, sen dokunmadığın için oluyor sanacağım.Saçlarımın dökülmesi bile, başım göğsüne yaslı değil diye.İliklerimi kemirecek sensizlik.Zayıf,çirkin,genç öleceğim.Olsun yüzümde seni sevmemin gururu....Bunlara da hazırım sevdiceğim.Dört tarafı karalarla çevrili ankarada, ankara gibi yalnız, ankara gibi bahtıkara.Tüm alternatif zamanlara hazırım.Yeter ki dudakların hep kırmızı kalsın.Öpücük kondurduğun kalpler hafızamda çakılı kalsın.Ferman sende sevdiceğim.

Elinde bir kalp var:
koy kalbinin üstüne, yeniden atmaya başlasın
ya da 
kaldır at bir köşeye, fahişeler parçalasın.



Alışkanlık

Seni öpeceğim ilk gün,demek meleklerin tadı böyle oluyor diyecektim.Diyemeyeceğim.

20090401

Ölü Güzelliği


Belki bir çatıdan bırakmalıyım kendimi,melekler tutacak mı diye.Tüm meleklerin işlerinin olduğu saatte hem de. Hep merak etmiştim zaten,karaya vuran balinalar da gider mi cehenneme?Oğlan dayıya derler üstelik,dayım gibi yakışıklı ölürüm,gencecik.Çok korkuyorum ölümden ama bir umut var içimde,öldüğümde belki beni seversin diye.Herşey basit aslında, tanrı cinayetlerine intihar demiş,inanmış insanlar.İsli odamın buğulu penceresinde, şehir sisler içinde,sizler uyur,ay bile bulutlara gizlenirken; ne siyah olabiliyor, ne beyaz kalabiliyor tüm sevdiklerimden uzakta yaşayamıyorsam eğer ölüm en vefalı sevgilidir.Ve onaltısında ölen şairin dediği gibi "ölmek istiyorum diyen beden,mutlaka ölmelidir"

Her haziran başlayıp,temmuzda yarım bıraktığım,ağustosta unuttuğum elif cüz gibiydi mutluluklarım. Aksak,zoraki ve yarım.Dondurma yemeden şişerdi boğazım,koşmadan terlerdim,ağlamadan susar,henüz seni tanımadan senin için papatya toplardım.Sonra ben papatya yapıldım tarafından,başkaları için fallar baktın ruhumun yapraklarından.Mutsuz değilim inan,şemsiye almadığı gün yağmur yağarsa mutsuz olur insan.Bir çeşit iç kanama benimki,sadece gözyaşları ama içimde akıtılan.İnan tanrı yağmur bile yağdırmazdı sen gökkuşağının başladığı yerde otursan...

Sana gelebileceğim tüm yolları deniyorum.Kelimelerden geçiyorum."Sevmek,gözlerin,hüzünlü,seni,daha iken, güzel,..."hiçbirisini yakalayamıyorum.Kader bizans olmuş da olmasına,ben fatih değilim diye, kendime kızıyorum.Bazen rüya görüyorum,rüyalarımda hep seni görüyorum.Dağınık saçlarınla sarmaşıkların önündesin, sanki sen diye çiçek açmış sarmaşıklar....Sarmaşıkları seviyorum.Sevmelerden geçiyorum,türlü türlü benzetmelerle geliyorum sana.Sen şimdi benden uzakta bir yerde,bi başkasıyla.Tenin kaşmir,kokun amber,özleyişlerin sırayla...Parmağındaki alyans hangi piçin taktığı madalya?Ya da söyle bana hangi canavar yaptın beni;kızına anlattığın masalda?

Biliyorum sözlerim ulaşmıyor sana.Diyor ya Mevlana: Köpeğin havlaması ulaşır mı ay'ın kulağına.Kusura bakma,seninkinden başka isim yakışmıyor dudağıma.Can çıkar,seni sevmek çıkmaz içimden.Fransız şarkılarıyla, gözyaşları içinde,gecenin bu saatinde,seni sayıklıyorum hala.Han duvarları gibi Sen Duvarları yazmak istiyorum ama Cahit Sıtkıyla.

Böyle işte sevdiceğim.Dilden rahmet çıkar,gökten yağar gazap.Kuzular kurt olmuş,kurtlar kasap.Hızır dersin şeytan gelir.Bu zavallı aşığın da elbet tükenir.Yaşıyorum diyen senin sevdiklerin.Seni ben gibi sevenler ölümle eleledir.Korkma yine de:
Mecnunu cehenneme atmışlar; dile gelmiş, yandım demiş cehennem...

(F)

Hiçkimseye mektuplar

Mezarlık kulübesi gibi bir odanın içinde, akciğer kanseri olmak için uğraşarak nefes almanın adıysa eğer yaşamak;çok güzel yaşıyorum.Şarkılar seni söylüyor ben susmak zorundayım.Rakı bile yasak,acını yaşarken bilincini kaybetme diyor tanrı.Zaman dediğin geçmiyor.Hep aynı günü yaşayarak da tükenmiyor ki ömür.
Eskiden kaderimin kötü olduğunu düşünürdüm oysa şimdi bir kader yazıldığından bile şüpheliyim.Koca bir kördüğüm sanki çözsem çözülmez,çözülse anlamı kalmadı.Keşke biri çekip vursa,oysa her gelen ruhumu çizip gidiyor.Kağıt kesiği gibi ince ince dilimleniyorum,gırtlağımın deşilmesi ne büyük saadet olurdu.
Delikli demir çıktı mertlik bozuldu derler oysa aşk çıktı öldürmelerin şekli bozuldu.Herkes vuslatını maşukuyla karşılamayı beklerken azraili bekleyen sadece benim galiba.Çağırınca gelmez ki allahınbelası.Bazen çok saçma geliyor,herşeyi yaratanın beni sadece ateşle korkutması.
Yıllar evvel bir şarkı öğrenmiştim.Eğlenceli bir şey,mutlu bir günde ıslıkla söyleyebilmek için.Bugün şarkıyı unuttuğumu farkettim,üstelik hiç söyleyememiştim.Söyleyemediğim çok şey var.Anlatamadığımı görünce vazgeçtim söyleme huyumdan.Kağıtlara yazdım söyleyemediklerimi.Silinen,ıslanan,yakılan kağıtlarda tek tek yazılı lanetlenen anlar.
Sadece bir kez,hem güneşli hem rüzgarlı bir günde, bir ağaç arkasından gizlice görmek istiyorum onu.Birisiyle konuşurken,saçları rüzgarda uçuşurken...Son bir kez ama biliyorum olmaz.Benim dualarım,tanrıya gitmemek üzere mühürlü.
Tüm bozuluşların benimle olması,ürkütüyor beni.Halbuki hiçbirşeyden ürkmemem gerek artık.Söyleyecek sözüm bile kalmadı artık.Yazık.