20091124

Usturalı aşklar senfonisi

Artık tüm yollar çok uzun.Kızılay üç gün sürüyor mesela,git git bitmiyor.Sen bu şehirden gideli,adı kadar karardı bu şehir.

Yürürken yanımdan geçme ihtimalin üzerine, bi hayat kurulabilir mi acaba?
Ya da,
Sen hayatta olduğun sürece, her şekilde yaşanabilir mi?

Berber koltuğunda, karşımdaki siluetle sukutu hayale dalmışken farkettim; hiç halim yoktu. Gülmeye,güldürmeye,umut etmeye... Berberin, taksirle adam öldürmekten hapse düşmesini bile umursamadım traş olurken ama: Ne zaman ölmek istesem, kör çıkıyor her ustura.Ve kesildikçe daha gür çıkan her sakal,daha çaresiz bir adamın yüzünde yer bulmuş oluyor.Günlerle birlikte azalıyor,benim içimdeki “acaba”lar.Hiç yokmuşum gibi hissediyorum sevgilim.Sanki tarihi roma hamamının içinde, bekçiyi kafalayıp hiç kanyak içmedim.Hiç bi kitabı okumadım,tek bir satırı çizmedim.Ben hiç olmadım.

Bişeyler değişiyor,değiştikçe bozuluyor.Bozulanlar düzelmiyor.Süs olsun diye evin bi köşesine konulan radyolar gibi,süs olsun diye bünyede tutulan;sosyal ortamlarda insan sayılmak için kurallı cümleler halinde umursuz yüzlere kusulan umutlar taşıyorum.Çoğu bi işe yaramıyor.

Nereye gitsem.Orada olmaması gereken adam gibi hissediyorum kendimi.Yanlış yollarda,yanlış yerlerde,yanlış yüzlerde ikamet ederek harcıyorum sensiz zamanları.Kırk yıllık bir dükkanın köşesine asılmış,çerçevesi kalmamış,yazıları sararmış bir öğüt gibi aklımdasın.
Ne oldum değil ne olcağım demeli insan.
Aşık oldum demiyorum o yüzden -sen parantezinde- aşık kalıyorum.

20091120

Lal

Çayına kaç şeker attığını kimsenin bilmemesidir yalnızlık.Ve her seferinde kendi çayını kendi başına yapmaktır.Alıştım.
Kelimeler taşıyor içimden,dökülüp saçılıyor ama neye yarar.Ben severim.Yıllar geçer.Kanepede uyuyakalırsın bi gün,başka bi adam üstüne battaniye örter.Al sana, aşk nedir sorusunun en kallavi cevabı.
Ben artık içmeliyim ve kağıtlara yazmalıyım seni.Kağıtlar belli ediyor çünkü,hangi kelimeyi yazarken elimin titrediğini.
Cehenneme doğru gidiyorsan,koşarak gitmektir en iyisi.Dilimi keseli çok oldu,şehadet parmağımda sıra şimdi.

20091119

Tekerleme

Kalbin sevgiye açtır,
seversin.
Kalbin acır.

Ki hüzün dediğin bulup buluşturulan paralarla alınan tekel biralarıyla tadılır.
Çok geceleri sabah ettim ben.
İnsanlar birbirini aldattı,boğazladı,seyahat etti,uyudu,uyandı.Oysa ben sadece sendim.Seni aldattım,seni boğazladım,sana gittim,senden geldim.Senle uyudum, senle uyandım.

Bir kağıt aldım,
seni yazdım.
Yazdığım sayfaları bir sobaya atıp elimi uzattım.
Herkes de acaba diye uzatmaz ya elini ateşe.
Belki yanmayı seviyorumdur.

Nev-i şahsına münhasır intiharlar çağında değil miyiz zaten?


Bir öykü yazdım ben.Çalakalem,apar topar,yarım yamalak.Mecnun vardı,leyla yoktu.Ferhat vardı, dağ yoktu.Don kişot hayaletlerle savaşıyordu.Bulanıktı harfler ya da ben ağlıyordum. Zaten çok sarhoştum hatırlamıyordum.Yandım,bittim,kül oldum.
Kalbim acıdı...

20091118

Muamma

Hiç kimseye söylenmedin,hiç bi muhabbetin köşesinde gizli de olsa özne olmadın,hiçbir kağıda yazılmadı adın.Şimdi seni yazmak.Yazmayı bilip,seni sevip ama sana yazacağım diye edebiyattan çırak çıkmak...


Çok kısa denen günler içerisinde kısacık saatler belki,toplasak kaç ayı bulur ki!Bir karınca kadar zayıfız, tanrılar diyarında ama yine de kendi günahlarımızın on katını taşıyoruz omuzlarımızda. Kaç sevdanın içinden geçer ki üçyüzaltmışbeşgüne serpilmiş yedi damla.Ya da kaç hasret var ki bir atlasa bakmanın burukluğu kalır koynunda.Belalı bi mahallenin,en rutubetli köşesinde son paranla “kılıç” çekmek gibi seni beklemek.Elli ikilik destenin içinden kupa kızının beni seçme ihtimali ne kadar diye kara kara düşünürken,şansının döndüğünü görmek.

Sana gelmek;adım adım,koşa koşa,belli etmeden...bir fasulye sırığından göğe yükselmek gibi.Yeniden bakmak gözlerine ki;Gözlerin, yeşil bir kuyuya eğilip cenneti yukarıdan izlemek sanki.Sonra yeniden keşfetmek, sahibi olduğum ama ait olmadığım teni.Ve her seferinde ikna olmak saçlarının deniz,boynunun misk,ellerinin gül koktuğuna.
Dudağının değdiği sigaraları içmeyi seviyorum.Sen kalbimi dinlerken tanrıyım ben ve ellerinin gölgesi, göğsümün üstüne kimsenin bilmediği imzalar atarken serseriyim yalnızca...


Olmuyor.Hiç bi anlatmak,tek bir saniyenin yerini tutmuyor.Okunmayı sevmezsin,fısıldanmak istersin yalnızca.Belki bi gün daha güzel yazabilirim, yalnız seni,yalnız sana...

20091117

Melodi

bigeceansızın,
bibakmışsınölmüşüm.

Film repliklerinin aksine, bana iyi davranmayan kadınlara da aşık oldum ben.İstisnasız hep aynı şeyi yapıyordum.Masal yazıyordum kendi kendime,kraliçe seçiyordum sonra gereksizce.Bazen gerçekten kraliçeler çıkıyordu gerçi,ama onların hayatında da soytarı olabiliyordum sadece. Şimdi karaciğerimden gelen kırmızılıbeyazlı yuvarlar süzülüyor burnumdan "aşk"lar gördükçe.

Yorgunum.Tüm dillerde öğrenmek istiyorum bu kelimenin adını.Ve bana kim,ne derse desin sadece "yorgunum" demek istiyorum.İnan sevgilim artık seni bile düşünemeyecek kadar yorgunum.Ki istemdışıydı seni düşünmek.Yumurtasından çıkan kaplumbanın yüzme bilmesi gibi,her sabah gözlerimi açtığımda, sen denizine koşuyordum.Niye?

Niye'sini sormadım bile,kaderdi belki.Aşk dediğin zaten meçhul şeylere ibadetti.Nefes alıyorsam eğer, bu seni sevmek için yeter/gerek bir şeydi.

Oysa şimdi tek istediğim kaçmak.Bilmesinler adımı,tanımasın ya da tanıdığını sanmasın kimse. Sev-me-sin-ler.Issız bir evin en unutulmuş köşesinde, ateşin seyrine dalayım.Keşke'leri, ama'ları,olmaz'ları dağlayayım.

Migrenim tutuyor.Ne zaman bana bakan bir çift göz görsem, migrenim tutuyor.Uçup gidiyor kafiyeler,benzetmeler.Sanırım seni o kadar çok sevdim ki.Artık hiç bi insanı sevemiyorum.

Dilimin ucuna kadar gelen ama devamı gelmeyen bir şarkı gibi hayat.Kulağımda melodi, sözler uçup gitmiş.
Gitsem: ben de bi şekilde,kimsenin olmadığı bi yere gitsem.Sevdiğim tüm kadınları,bildiğim tüm şarkıları bırakıp gitsem.Biraz Nazım,biraz şiir,biraz mısra kalsa aklımda.

"Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu
suda saçlarını!"

Bu, işte hepsi bu.Neyim varsa satarım iki satır için.Yeter ki sen,ve tüm sevdiklerim. Gidin. Gelmeyin.Sevilmeyen zihnin sevdiklerini unutma çabası olsun hayat öykümün adı.

Sevmeksevmelerdengeçmekyadasevilmek beklenmeközlemekhatırlanmak istemiyorum.

Yaşlanınca unutmak değil benim tercihim;
Unuta unuta yaşlanmak istiyorum.

Hiç yok-muş-um-lar...


onsekizkasımikibindokuzankara.

20091116

14.35


....Bazen günlerden çarşambadır,bazı duygular tam tersi adlarla yaşanır,çoğu aşk nefret sanılır.Kimi merhaba'lar elveda'ya yakındır.Başka kadınlara bakmak aldatma değil intihara teşebbüs sayılmalıdır.İhtimaller dünyasında kesinlik dediğin, benim seni düşünürken dünyanın en çaresiz adamı olmamdır.

Hergün saat ikiyi otuzbeş geçe ben sana aşık olurum.Seni sevmek için kimsenin aklına gelmeyen zamanlar bulurum.Ben susarım, sen anlamazsın.Orhan gencebay çalıyordur bi yerlerde.Mevsim senin şehrinde yazdan kalma, burda ise haddini aşmış bir hazandır.

Öpmeyi öğrenmek için konuşmak gerekir çoğu zaman.Bir kadının gözlerine bakmıyorsan konuştum dememeli hiçbir zaman.Seni kalbinden öpmüyorsam,işte sebebi sadece bundan. Böyle söylediğime bakma sen,bilirim:Adımın aşk olduğu gün başladı zaten dudaklarımdaki cüzzam.
Bazen umut dediğin akla gelmeyecek yerlerde aranır.Delileri sever insan, sakatları,hoşuna gider ısırdığı elmanın çürük olması. Biliyordur çünkü iki ile ikinin hiç bişekilde dört, hiçbişekilde sıfır, hiçbişekilde yirmi iki etmediği bir dünyada ancak, mümkündür sevdiğinin ona aşık olması.
Sen başka adamlara aşık oluyorsun.Sen birini öperken kanamaya başlıyor süt dişim.Bir başka el dolaşıyor,gölgesini cennet saydığım bedeninde.Sen hep başka aşkların peşinde koşuyorsun ama ben hep aynı şekilde ölüyorum.Sen beni her mevsim yeniden ve hep aynı şekilde öldürürken düşünmezsin... kedilerin bile dokuz canı varken,kaç kere ölebilir ki;Sıcak iklimlere göç edememiş bu yusufcuk kuşu.Zaman çabuk geçiyor,bir bakarsın ölmüşüm.Kullanıma girmeden tedavülden kalkan kelimelerle değil de bu çaresizlikle öleceğim.Hicazkar-ı kürdi bir şarkının orta yerinde,kan kaybından öleceğim.Sen biriyle sevişirken,tövbeleri günaha çevirirken ben yeni bir cehenneme çekip gideceğim.Bu bile yeğdir.Kış güneşinde kağıttan denizlerde yüzmekten ve sırf ihtimal diye bir imkansızı beklemekten......

20091114

Ulak

Basit cümleler de güzel olur bazen.Ne isterdim biliyor musun?Benle daha çok şey paylaşmanı, daha çok şeyi paylaşılır bulmanı.Harcamasan seni suçlamayacağım zamanları,bana hiç çaktırmadan; bana harcamanı.Bol olan şeyin kıymeti olmazmış.Çok seviliyorsun,çok sevenin var.Benim şanssızlığım da bu zaten.Aşk enflasyonunda değeri olmuyor hissettiklerimin. Benim için nimet sayılan "sevilmek",senin için teferruat maalesef.
Haberin yoksa bile yazayım da olsun işte.Benim de bir kalbim var.Kırıla kırıla tuz gibi olsa da, sanırım sadece senin kırabileceğin ufacık parçalarım var.

20091111

...

Gece kötü geçiyor diyenlere inat bu gece üstümden azrail geçiyor ve ben ağladım ya da ağlıyorum yazmakla yetinmek yerine gerçekten ağlarken yazıyorum.Ağlarken gözlerin ne çok yandığını unutmuşum,dudakların kadar sıcak bir genizle yutkunmaya çalışırken anlıyorum ve anladığımı yazıyorum sadece; sanırım yalnız olmam gerekiyor.Sadece yalnız. Mezartaşı bile ölüsüyle beraber.Galiba tanrı bile beni tanrı sanıyor.

Bulantı


Tüm kadınlarım tek tek gidiyor.Issız bir eve girmenin hüznüyle bağlıyorum günü geceye.Onlar sadece gidiyor,ben her gidişte biraz daha ölüyorum.Ağır ağır ölmenin kötü yanı:organlarımı kimseye bağışlayamıyorum.
Sonra bi sabah...Dem’in azlığından değil de demleyenin beceriksizliğinden, sararmış diş rengindeki bir bardak hüznü içerken,evde peynir bile olmamasına inat; gazetedeki “dünyada çok fazla acı var dedi,ölümü seçti” haberini okurken aklıma gelecek:Gidenlerin ardından koşamayışım.
Sığınacak liman değilim ben,belki şehir meydanında belediyenin tembelliğinden kalakalmış bir saçak.Yağmur bastırdığında soluğu koynunda alıp, biten gözyaşlarıyla ardına bakmadan bıraktığın.Sana söylemeyi çok istedim.Söylemenin manasızlığıydı,kendimi “gitme” deyişimden mahrum edişim.İşteş fiillerle aram hiç iyi olmadı zaten.Sevmiştim oysa, kahkahalarının busemsi tadını;Ağlarken hani, rimel diye gözbebeklerini akıtmanı.
Yine de “sevmek” yetmiyor.Birinci tekil şahsı çoğul hale getirdiğine sevinemeden bitiyor herşey. “Öyle işte” diye açıklanan bir cümleyle. Devrik cümleler az geliyor bu yüzden.Devrik paragraflar kuruyorum.Sen şarkılar söylüyorsun çocuklar gibi,ben tanrıya mızıka çalıyorum. Geceler sabaha varıyor.Katlayıp koyuyorum süper kahraman hüzünlerimi, clark kent aptallığında çene çalarak geçiyor;İnsanlığın çalıştığı gündüzler.
On yıllık planlar yapıyorum artık,40 yaşıma geldiğimde hangi meyhanede içicem diye.İki kelime yan yana gelse üçünsü gelmek bilmiyor.İki kelimeye terkedilmiş, üç noktalı cümleler kalıyor avuçiçimde. Ve sen bir türlü bulamıyorsun.Sevmek nerde,ölmek hangi elimde.
Günler böyle geçiyor sevgilim.Hüznün eş anlamlısı kelimeleri gözlerimin kenarlarına yerleştirerek.Şark cephesinde yeni bir şey yok anlayacağın, hergünle birlikte yürekte açılan yeni bir şark çibanı dışında.Garp cephesinden habersizim ama,Garbın afakını sarmıştır umarım.Adımın yerine konulmuş şen bir kahkaha...

İpucu

Sana aşık olma hakkımı saklı tutuyorum.

20091109

İzah

En iyi tütün,en kaliteli alkol,sen...Bir gün beyaz önlük giymiş fırlama bi it bana kansersin dediğinde ama en kalitelisinden değil mi demek istiyorum.Şık bi elbise gibi durmalı hastalığım.
Hayata dair böyle planlarım var benim.Biri seni sorduğunda eski aşkım demek istemiyorum.Aşkın eskisi yenisi olmaz ki.Görürsün aşk olur, ölürsün son bulur. Başka türlüsünden anlamam ki!