20091130

Kılıç

Bir ihtimali sevmektir,sevmenin en zor şekli.Umutsuzluk öldürmez insanı çünkü,umuttur kalpleri perişan eden.Umutsuzken bir gerçek vardır elde,o gerçeği seversin,alışırsın,zorunda kalırsın.Oysa bir ihtimali sevmek böyle değil ki!Bir cümle yazarsın arşı ala'da yazar gibi,bi bakmışsın ikinci cümleyi gayya kuyusunda tırnaklarınla yazıyorsun.
Beni bu umut öldürecek sevgilim.Sen varsın,ben varım."Biz" olur mu acaba?Olmazki lanet olsun olmaz işte.Ama ya olursa,hani "bir ihtimal" oluverirse! Kaderle yazı tura atıp durmaktan yoruldum sevgilim.

Bir'lerden bıktım artık.
Bir ihtimal...
Bir gün...
Bir kez...
Bir an....
Bir gülüş...
Lanet olsun saçından bir siyah tel...

İkimiz bile diyememenin trajedisi bu.Ayrı evler,ayrı dertler,ayrı yalnızlıklar. "Bir" yanlışlık var bu işte.Belki de şarkılar doğru söylüyordur.
Bir ihtimal diye yaşanmaz ki sevgilim.
Bir ihtimal daha var deyip,ölünür.

20091129

.....

Yoksun.Güneş göremeyen bir fasulye sırığı gibiyim,alakasız bir teras kıyısında. Ben de yokum senin için,kaçak-göçek,tırnak içinde geçirilen zamanlar...İki yok, bir var eder mi sevgilim?
Sensizlik vuruyor ara ara,hep de habersiz geliyor kalp sızısı.Ne evde bir damla içki var ne de yedek paketim ama inadına işte, daha çok var sabaha.

Bu gece her şey değersiz.İntihar etmeyen tüm yazarları kurşuna diziyorum zihnimde.Hiç bi şiir bizi anlatmıyor sevgilim.Niye?
Mor sümbüllü bağlara koşmayacağız ya diyerek yaşadım bu güne kadar.Kolumu kesip yemiştim, etin fiyatını hiç umursamadım.Ama biz bişekilde yaşayıp gidiyoruz diye hiç mi düzelmeyecek talih ibresi.
Hani el açsam tanrıya;ama hırsız da evine kadar kovalanmaz ki diyeceğim ama kimden neyi çaldığımı bilmiyorum.

Yorgunum sevgilim.Bir sabahım olmadı ki benim, senin sesinle uyandığım.Bir sabahın umudu bile yok ki sesinle uyanacağım.

Bazen nefret ediyorum senden.Sen de git,herkes gitsin kimse olmasın.Kendi kanımda boğulayım. Bir canım var ama ondan da bezmiş haldeyim.Yarım günler,yarım sözler,yarım aşklar... Bazen dua etmek istiyor canım,tanrıdan seni istemek ama bir olmaza daha katlanamam ki ben. Tanrıdan bir şey istemek ağzına mezar toprağı dolması demek.Allahın üvey kulu olmaktan bıktım,birilerinin oğlu,birilerinin kardeşi olmaktan.Ben sadece senin sevgilin olmak istiyorum. Ama olmuyor.Söyle bana sevgilim, hayat neye yarar?

Bu gece benzemesin saçların hiçbişeye,kafiyeler gitsin,manasız cümleler kurayım. Hiçbiri derdim değil zaten.Kırıldı kolum kanadım yine,sen de yoksun.Kime tutunayım.

Geçiyor günler,ellerim günlerin boğazında.Bir yumruk var sıcacık yutkunsam da gitmiyor, yumruk boğazımın ortasında.Ne ben varım,ne sen yoksun.Sallanıyoruz şen çocuklar gibi bir darağacında.

Ağlamak istiyorum sevgilim,tanıdığım herkesin ortasında.Ve en çok yalnızken gülmeyi özlüyorum.O kadar çok ağlayamadım ki ben ve o kadar çok gülmek zorunda kaldım ki. Artık,taşıyamıyorum.

20091127

Sev(iş)me

Su Perisine...

Uyuyamadım Angela.Belki bir kaç saat sonra kurban edilecek hayvanların matemi çökmüştür üzerime. Öldürerek huzur bulmaya çalışan bir türün üyesi olmak ne tuhaf.Bana sorulsa erik ağacı olmak isterdim.

Aşkla ilgili bir yazı yazmayı planlıyordum oysa.Yazılacak bir şey kalmış gibi...Her çağın bir trajedisi var ve sanırım bu yüzyılın sorunu;aşık olmayı hakedecek bir kadın bulamamakta saklı. Belki gerçekten teknoloji çağı,dev hamlesini yapmalı ve artık sev(iş)ilecek makineleri hizmetimize sunmalıdır.Çünkü aslında kimse aşık ya da maşuk olmak istemiyor.Buna harcanacak zamanımız yok bizim.Belki erken boşalmaların sebebi bile budur.Kaçamak düzüşmeler dururken kimin uzun uzadıya sev(iş)me isteği var ki!İşte bu yüzden robot sevgililerimiz olmalı.Çok severken üstüne düşmemek, 'insan'ın yapabileceği bişey değil çünkü.

Bıktım Angela Bir kadına aşık olmadan evvel onun yaralarını sarmaktan;kırıklarını onarıp, umutlarını cilalamaktan ve kalanları da görmezden gelip her seferinde aşk öncesi sendromu yaşamaktan yoruldum.Belki artık yüreğimdeki putları parçalamanın zamanı gelmiştir.

Aşık olup mutlu olacağını sanmak akla aykırı aslında.Bilirsin tıp'a merakım, insanlarımı kanserden kaybetmeden önce de vardı.Telkin ile iyileşen hastalar olduğu gibi telkin ile hastalanan insanlar da var.Sıradışı vakaları bu yüzden seviyorum Angela.Dış gebelik mesela bir kadının sadece inanarak/sanarak karnının şişmeye başlayabileceğini biliyor muydun?Bu ne demek anladın di mi Angela?Bir kadını sadece kelimelerle gebe bırakabilirsin demek.(Şimdi aklıma geldi belki Meryem Ana bile tanrının kelimeleriyle hamile kalmıştır) Ama o kadından sana bir bebek vermesini beklemek düpedüz safdillik.Aşk böyle bişey sanırım Angela.Ölü doğumlar organizasyonu şeklinde sonuçlanacak zevkli intihar şekilleri.

İşin kötü yanı ne biliyor musun Angela?Bütün bunları bilen ben, yirmi sene sonra da upuzun siyah saçları omzundan dökülen,yeşil gözlü bir kadına "daha" aldanacağım.Yine aynı naiflikle. Bazı şeylerin nasıl olduğunu bilmek,olmasını kabullenmeye yetmiyor çünkü. Belki Goethe, yine her zamanki gibi haklıdır.

"hiç başlayamayışın senin kaderindir;hiç bitiremeyişin, büyüklüğün..."

Yirmiyedikasımikibindokuz
o5.45 ankara

20091124

Usturalı aşklar senfonisi

Artık tüm yollar çok uzun.Kızılay üç gün sürüyor mesela,git git bitmiyor.Sen bu şehirden gideli,adı kadar karardı bu şehir.

Yürürken yanımdan geçme ihtimalin üzerine, bi hayat kurulabilir mi acaba?
Ya da,
Sen hayatta olduğun sürece, her şekilde yaşanabilir mi?

Berber koltuğunda, karşımdaki siluetle sukutu hayale dalmışken farkettim; hiç halim yoktu. Gülmeye,güldürmeye,umut etmeye... Berberin, taksirle adam öldürmekten hapse düşmesini bile umursamadım traş olurken ama: Ne zaman ölmek istesem, kör çıkıyor her ustura.Ve kesildikçe daha gür çıkan her sakal,daha çaresiz bir adamın yüzünde yer bulmuş oluyor.Günlerle birlikte azalıyor,benim içimdeki “acaba”lar.Hiç yokmuşum gibi hissediyorum sevgilim.Sanki tarihi roma hamamının içinde, bekçiyi kafalayıp hiç kanyak içmedim.Hiç bi kitabı okumadım,tek bir satırı çizmedim.Ben hiç olmadım.

Bişeyler değişiyor,değiştikçe bozuluyor.Bozulanlar düzelmiyor.Süs olsun diye evin bi köşesine konulan radyolar gibi,süs olsun diye bünyede tutulan;sosyal ortamlarda insan sayılmak için kurallı cümleler halinde umursuz yüzlere kusulan umutlar taşıyorum.Çoğu bi işe yaramıyor.

Nereye gitsem.Orada olmaması gereken adam gibi hissediyorum kendimi.Yanlış yollarda,yanlış yerlerde,yanlış yüzlerde ikamet ederek harcıyorum sensiz zamanları.Kırk yıllık bir dükkanın köşesine asılmış,çerçevesi kalmamış,yazıları sararmış bir öğüt gibi aklımdasın.
Ne oldum değil ne olcağım demeli insan.
Aşık oldum demiyorum o yüzden -sen parantezinde- aşık kalıyorum.

20091120

Lal

Çayına kaç şeker attığını kimsenin bilmemesidir yalnızlık.Ve her seferinde kendi çayını kendi başına yapmaktır.Alıştım.
Kelimeler taşıyor içimden,dökülüp saçılıyor ama neye yarar.Ben severim.Yıllar geçer.Kanepede uyuyakalırsın bi gün,başka bi adam üstüne battaniye örter.Al sana, aşk nedir sorusunun en kallavi cevabı.
Ben artık içmeliyim ve kağıtlara yazmalıyım seni.Kağıtlar belli ediyor çünkü,hangi kelimeyi yazarken elimin titrediğini.
Cehenneme doğru gidiyorsan,koşarak gitmektir en iyisi.Dilimi keseli çok oldu,şehadet parmağımda sıra şimdi.

20091119

Tekerleme

Kalbin sevgiye açtır,
seversin.
Kalbin acır.

Ki hüzün dediğin bulup buluşturulan paralarla alınan tekel biralarıyla tadılır.
Çok geceleri sabah ettim ben.
İnsanlar birbirini aldattı,boğazladı,seyahat etti,uyudu,uyandı.Oysa ben sadece sendim.Seni aldattım,seni boğazladım,sana gittim,senden geldim.Senle uyudum, senle uyandım.

Bir kağıt aldım,
seni yazdım.
Yazdığım sayfaları bir sobaya atıp elimi uzattım.
Herkes de acaba diye uzatmaz ya elini ateşe.
Belki yanmayı seviyorumdur.

Nev-i şahsına münhasır intiharlar çağında değil miyiz zaten?


Bir öykü yazdım ben.Çalakalem,apar topar,yarım yamalak.Mecnun vardı,leyla yoktu.Ferhat vardı, dağ yoktu.Don kişot hayaletlerle savaşıyordu.Bulanıktı harfler ya da ben ağlıyordum. Zaten çok sarhoştum hatırlamıyordum.Yandım,bittim,kül oldum.
Kalbim acıdı...

20091118

Muamma

Hiç kimseye söylenmedin,hiç bi muhabbetin köşesinde gizli de olsa özne olmadın,hiçbir kağıda yazılmadı adın.Şimdi seni yazmak.Yazmayı bilip,seni sevip ama sana yazacağım diye edebiyattan çırak çıkmak...


Çok kısa denen günler içerisinde kısacık saatler belki,toplasak kaç ayı bulur ki!Bir karınca kadar zayıfız, tanrılar diyarında ama yine de kendi günahlarımızın on katını taşıyoruz omuzlarımızda. Kaç sevdanın içinden geçer ki üçyüzaltmışbeşgüne serpilmiş yedi damla.Ya da kaç hasret var ki bir atlasa bakmanın burukluğu kalır koynunda.Belalı bi mahallenin,en rutubetli köşesinde son paranla “kılıç” çekmek gibi seni beklemek.Elli ikilik destenin içinden kupa kızının beni seçme ihtimali ne kadar diye kara kara düşünürken,şansının döndüğünü görmek.

Sana gelmek;adım adım,koşa koşa,belli etmeden...bir fasulye sırığından göğe yükselmek gibi.Yeniden bakmak gözlerine ki;Gözlerin, yeşil bir kuyuya eğilip cenneti yukarıdan izlemek sanki.Sonra yeniden keşfetmek, sahibi olduğum ama ait olmadığım teni.Ve her seferinde ikna olmak saçlarının deniz,boynunun misk,ellerinin gül koktuğuna.
Dudağının değdiği sigaraları içmeyi seviyorum.Sen kalbimi dinlerken tanrıyım ben ve ellerinin gölgesi, göğsümün üstüne kimsenin bilmediği imzalar atarken serseriyim yalnızca...


Olmuyor.Hiç bi anlatmak,tek bir saniyenin yerini tutmuyor.Okunmayı sevmezsin,fısıldanmak istersin yalnızca.Belki bi gün daha güzel yazabilirim, yalnız seni,yalnız sana...

20091117

Melodi

bigeceansızın,
bibakmışsınölmüşüm.

Film repliklerinin aksine, bana iyi davranmayan kadınlara da aşık oldum ben.İstisnasız hep aynı şeyi yapıyordum.Masal yazıyordum kendi kendime,kraliçe seçiyordum sonra gereksizce.Bazen gerçekten kraliçeler çıkıyordu gerçi,ama onların hayatında da soytarı olabiliyordum sadece. Şimdi karaciğerimden gelen kırmızılıbeyazlı yuvarlar süzülüyor burnumdan "aşk"lar gördükçe.

Yorgunum.Tüm dillerde öğrenmek istiyorum bu kelimenin adını.Ve bana kim,ne derse desin sadece "yorgunum" demek istiyorum.İnan sevgilim artık seni bile düşünemeyecek kadar yorgunum.Ki istemdışıydı seni düşünmek.Yumurtasından çıkan kaplumbanın yüzme bilmesi gibi,her sabah gözlerimi açtığımda, sen denizine koşuyordum.Niye?

Niye'sini sormadım bile,kaderdi belki.Aşk dediğin zaten meçhul şeylere ibadetti.Nefes alıyorsam eğer, bu seni sevmek için yeter/gerek bir şeydi.

Oysa şimdi tek istediğim kaçmak.Bilmesinler adımı,tanımasın ya da tanıdığını sanmasın kimse. Sev-me-sin-ler.Issız bir evin en unutulmuş köşesinde, ateşin seyrine dalayım.Keşke'leri, ama'ları,olmaz'ları dağlayayım.

Migrenim tutuyor.Ne zaman bana bakan bir çift göz görsem, migrenim tutuyor.Uçup gidiyor kafiyeler,benzetmeler.Sanırım seni o kadar çok sevdim ki.Artık hiç bi insanı sevemiyorum.

Dilimin ucuna kadar gelen ama devamı gelmeyen bir şarkı gibi hayat.Kulağımda melodi, sözler uçup gitmiş.
Gitsem: ben de bi şekilde,kimsenin olmadığı bi yere gitsem.Sevdiğim tüm kadınları,bildiğim tüm şarkıları bırakıp gitsem.Biraz Nazım,biraz şiir,biraz mısra kalsa aklımda.

"Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu
suda saçlarını!"

Bu, işte hepsi bu.Neyim varsa satarım iki satır için.Yeter ki sen,ve tüm sevdiklerim. Gidin. Gelmeyin.Sevilmeyen zihnin sevdiklerini unutma çabası olsun hayat öykümün adı.

Sevmeksevmelerdengeçmekyadasevilmek beklenmeközlemekhatırlanmak istemiyorum.

Yaşlanınca unutmak değil benim tercihim;
Unuta unuta yaşlanmak istiyorum.

Hiç yok-muş-um-lar...


onsekizkasımikibindokuzankara.

20091116

14.35


....Bazen günlerden çarşambadır,bazı duygular tam tersi adlarla yaşanır,çoğu aşk nefret sanılır.Kimi merhaba'lar elveda'ya yakındır.Başka kadınlara bakmak aldatma değil intihara teşebbüs sayılmalıdır.İhtimaller dünyasında kesinlik dediğin, benim seni düşünürken dünyanın en çaresiz adamı olmamdır.

Hergün saat ikiyi otuzbeş geçe ben sana aşık olurum.Seni sevmek için kimsenin aklına gelmeyen zamanlar bulurum.Ben susarım, sen anlamazsın.Orhan gencebay çalıyordur bi yerlerde.Mevsim senin şehrinde yazdan kalma, burda ise haddini aşmış bir hazandır.

Öpmeyi öğrenmek için konuşmak gerekir çoğu zaman.Bir kadının gözlerine bakmıyorsan konuştum dememeli hiçbir zaman.Seni kalbinden öpmüyorsam,işte sebebi sadece bundan. Böyle söylediğime bakma sen,bilirim:Adımın aşk olduğu gün başladı zaten dudaklarımdaki cüzzam.
Bazen umut dediğin akla gelmeyecek yerlerde aranır.Delileri sever insan, sakatları,hoşuna gider ısırdığı elmanın çürük olması. Biliyordur çünkü iki ile ikinin hiç bişekilde dört, hiçbişekilde sıfır, hiçbişekilde yirmi iki etmediği bir dünyada ancak, mümkündür sevdiğinin ona aşık olması.
Sen başka adamlara aşık oluyorsun.Sen birini öperken kanamaya başlıyor süt dişim.Bir başka el dolaşıyor,gölgesini cennet saydığım bedeninde.Sen hep başka aşkların peşinde koşuyorsun ama ben hep aynı şekilde ölüyorum.Sen beni her mevsim yeniden ve hep aynı şekilde öldürürken düşünmezsin... kedilerin bile dokuz canı varken,kaç kere ölebilir ki;Sıcak iklimlere göç edememiş bu yusufcuk kuşu.Zaman çabuk geçiyor,bir bakarsın ölmüşüm.Kullanıma girmeden tedavülden kalkan kelimelerle değil de bu çaresizlikle öleceğim.Hicazkar-ı kürdi bir şarkının orta yerinde,kan kaybından öleceğim.Sen biriyle sevişirken,tövbeleri günaha çevirirken ben yeni bir cehenneme çekip gideceğim.Bu bile yeğdir.Kış güneşinde kağıttan denizlerde yüzmekten ve sırf ihtimal diye bir imkansızı beklemekten......

20091114

Ulak

Basit cümleler de güzel olur bazen.Ne isterdim biliyor musun?Benle daha çok şey paylaşmanı, daha çok şeyi paylaşılır bulmanı.Harcamasan seni suçlamayacağım zamanları,bana hiç çaktırmadan; bana harcamanı.Bol olan şeyin kıymeti olmazmış.Çok seviliyorsun,çok sevenin var.Benim şanssızlığım da bu zaten.Aşk enflasyonunda değeri olmuyor hissettiklerimin. Benim için nimet sayılan "sevilmek",senin için teferruat maalesef.
Haberin yoksa bile yazayım da olsun işte.Benim de bir kalbim var.Kırıla kırıla tuz gibi olsa da, sanırım sadece senin kırabileceğin ufacık parçalarım var.

20091111

...

Gece kötü geçiyor diyenlere inat bu gece üstümden azrail geçiyor ve ben ağladım ya da ağlıyorum yazmakla yetinmek yerine gerçekten ağlarken yazıyorum.Ağlarken gözlerin ne çok yandığını unutmuşum,dudakların kadar sıcak bir genizle yutkunmaya çalışırken anlıyorum ve anladığımı yazıyorum sadece; sanırım yalnız olmam gerekiyor.Sadece yalnız. Mezartaşı bile ölüsüyle beraber.Galiba tanrı bile beni tanrı sanıyor.

Bulantı


Tüm kadınlarım tek tek gidiyor.Issız bir eve girmenin hüznüyle bağlıyorum günü geceye.Onlar sadece gidiyor,ben her gidişte biraz daha ölüyorum.Ağır ağır ölmenin kötü yanı:organlarımı kimseye bağışlayamıyorum.
Sonra bi sabah...Dem’in azlığından değil de demleyenin beceriksizliğinden, sararmış diş rengindeki bir bardak hüznü içerken,evde peynir bile olmamasına inat; gazetedeki “dünyada çok fazla acı var dedi,ölümü seçti” haberini okurken aklıma gelecek:Gidenlerin ardından koşamayışım.
Sığınacak liman değilim ben,belki şehir meydanında belediyenin tembelliğinden kalakalmış bir saçak.Yağmur bastırdığında soluğu koynunda alıp, biten gözyaşlarıyla ardına bakmadan bıraktığın.Sana söylemeyi çok istedim.Söylemenin manasızlığıydı,kendimi “gitme” deyişimden mahrum edişim.İşteş fiillerle aram hiç iyi olmadı zaten.Sevmiştim oysa, kahkahalarının busemsi tadını;Ağlarken hani, rimel diye gözbebeklerini akıtmanı.
Yine de “sevmek” yetmiyor.Birinci tekil şahsı çoğul hale getirdiğine sevinemeden bitiyor herşey. “Öyle işte” diye açıklanan bir cümleyle. Devrik cümleler az geliyor bu yüzden.Devrik paragraflar kuruyorum.Sen şarkılar söylüyorsun çocuklar gibi,ben tanrıya mızıka çalıyorum. Geceler sabaha varıyor.Katlayıp koyuyorum süper kahraman hüzünlerimi, clark kent aptallığında çene çalarak geçiyor;İnsanlığın çalıştığı gündüzler.
On yıllık planlar yapıyorum artık,40 yaşıma geldiğimde hangi meyhanede içicem diye.İki kelime yan yana gelse üçünsü gelmek bilmiyor.İki kelimeye terkedilmiş, üç noktalı cümleler kalıyor avuçiçimde. Ve sen bir türlü bulamıyorsun.Sevmek nerde,ölmek hangi elimde.
Günler böyle geçiyor sevgilim.Hüznün eş anlamlısı kelimeleri gözlerimin kenarlarına yerleştirerek.Şark cephesinde yeni bir şey yok anlayacağın, hergünle birlikte yürekte açılan yeni bir şark çibanı dışında.Garp cephesinden habersizim ama,Garbın afakını sarmıştır umarım.Adımın yerine konulmuş şen bir kahkaha...

İpucu

Sana aşık olma hakkımı saklı tutuyorum.

20091109

İzah

En iyi tütün,en kaliteli alkol,sen...Bir gün beyaz önlük giymiş fırlama bi it bana kansersin dediğinde ama en kalitelisinden değil mi demek istiyorum.Şık bi elbise gibi durmalı hastalığım.
Hayata dair böyle planlarım var benim.Biri seni sorduğunda eski aşkım demek istemiyorum.Aşkın eskisi yenisi olmaz ki.Görürsün aşk olur, ölürsün son bulur. Başka türlüsünden anlamam ki!

20091106

Pudra


Gerektiğinden uzun bir filmin sonlarına doğru, ara ara verilen geri dönüş hikayeleri gibi geçmişe dönüyorum bazen.Siyah bir perdenin önünde selam veriyor erol evgin.Kaç kurbanın yünüyle yapıldığını bilmediğim yorganıma sarılıp soruyorum babama:biz hep böyle şehir mi değiştireceğiz baba?
Şehirler değişti, sonra şehirler beni değiştirdi. Kitaplar,filmler,insanlar...En çok da Sen değiştirdin beni.Seni severken ucuz kadınlarla yattım ben.Seni severken pahalı kadınlar tattım. Ruhu fahişe hanımefendiler tanıdım.Ruhu hanımefendi fahişeler ise hiç bulamadım. Romanlara benzemiyordu hayat.En güzel rüyaları görürken sen,ben başka kadınların sırtına 10 liralık bi rujla adını yazdım. Ama aldatmak yetmiyor aldandığını anlamaya.Ben sana aittim, başka kadınlara sahip oldukça kurtulmak yerine sana daha çok bağlandım.Hangi tenin tuzunu tatsam hep sana susadım.Sen yoktun oysa susamaktan usandım.Ne kadar hastalık varsa işte ben hepsini ucuz bir etten değil de hasretinden kaptım.
İki büyük jeton parasına yıkılan bi umut gibi,yıkılıyor inançlar.Şimdi kelimelerimle et,paramla kahkaha,hatırımla şarap alıyorum.Hep kendimden harcıyorum anlayacağın.Kazanmayı çoktan unuttum zaten.Sonbahardı,sonbaharda bi akşamüstüydü.Allahın belası bigündü.Kapandı hisseli harikaların perdesi.Bir tutam toz silkelendi sağ omzumdan.Uyu artık dedi bi ses.Bu şehir son.Artık gitmek yok.

20091105

Babil ya da Bağdat


Yedi günde kurulan dünya,üç adımlık bir odada bitiyor.Ve hiçbir acı sofistike yaşanmıyor.Bu yüzden hiçbir zaman, bi binanın tepesinde papyonunu çözmüş elindeki köpüklü şarabı fondip yaparken hayal etme beni.Sana dokunmadığım her an arabesk alışkanlıklar ediniyorum ben.Bu yüzdendir.Rab diye veya hak diye; minnet ya da himmet peşinde, sabır diyerek dolanmam.Ama 33’lük tesbihinin devir daimi’yle çalışmıyor mevlanın kerameti.-Ki usandım bundan dilim dile gelse, yeter artık tanrı deme diyecek.
Yedi tepeli şehrin en efsunlu tepesinde kaybettim çocukluğumu.Gece değildi,gündüz sayılmazdı.Saba makamında secdeye çağırıyordu tanrı.Dişlerimi sıka sıka,kırmızı bir ağızla abdest aldım ben,etmem gereken tüm duaları çocukluğumda bıraktım. Rengi kara diye bülbül fiyakasına hiç sahip olamamış.Karga olarak yaratıldığı gün,güle aşık olma hakkı elinden alınmış bir uğursuz gördü sadece, dua niyetine kan tükürdüğümü.Yedi dakika sürdü sorgum sualim.Beni hiç tanımayan birine seni anlattım.Seni hiç görmemiş birine beni anlattım.
Yedi parçaya bölünmüş bir kadının rahminden geçtim ben asyadan avrupaya.Musa gibi denizleri ortadan ikiye ayıramadım belki ya da kavimler göçü başlatamadım. Aynı kıtada farklı şehirlerde, aynı şehirde farklı kıtalarda seni düşündüm. Atamadım denize kendimi.Orhan Veli kadar erkektim ben de, ağlayamadım.Sen geçtin içimden.Elinde tek gidişlik bir bilet.Ben bunları düşünürken hayat akıyordu. Gözlerimin önünden kız kulesi geçiyordu;kader resmi evrakları kullanarak seni benden alıyordu.İtirazı sonraya bırakılmak üzere ivedilikle bir idam kararı çıkmıştı hakkımda.Ben martılara bakarak gülüyordum.Sanki herkes seni-beni bilirmiş gibi şaşkın bakıyordu bana.Onlar bilmiyordu ama ben biliyordum. Gülen gözler istiyordu tanrı ve gerektiğinde insanı sike sike güldürüyordu.
Sevgim ya da kalbim değildi benim kıymetlim.Sana adanmış bir gelecekti.Senin için feleğin üstüne elbise dikmekti.En değerlime,en değerlimi verdim.Bunu yaparken biliyordum şahanem;böyle bir cömertliğin cezasız kalmayacağını. Yine de görmek istedim.Ne yazık ki ihanet koleksiyonu yapmak tehlikeli bir hobi.Ve ben en nadide parçaya sahip olmak için verdim herşeyi.İbrahimin ismailinden, yakubun yusufundan kıymetliydi verdiklerim.Üstelik ben peygamber bile değildim.Gökten bir koç insin diye beklemedim gerçi.Mısırda sultanlık da kalmadı zaten.Hak ile yeksan olmak uğruna; Senin beni şaşırtma ihtimalini seçtim.
Şimdi anladın mı neden beni şaşırtmıyor hiçbir ihanet.Neden her hüznün sonu kahkaha.Sen yine de umursama şahanem.Ben hala dualar ediyorum kulu olduğuma inanmayan tanrıya.Ve inanıyorum, kanatları senin saçlarına benzeyen bir çift meleğin ninnisiyle uyuduğuna.Her gece benle geçirdiğin bir gününü unutuyorsun sen,her sabah saçıma düşen bir ak’la anlıyorum bu gerçeği ben.
İğde kokan bir baharda ya da rakılı bir akşamda gözlerimi kapatıp alnından öpüyorum seni. Kendime haber vermeden öpüyorum.Bu kadar gurursuzluk beni bile utandırıyor bazen.Alışkanlık işte can çıkar sevda çıkmaz içimden.Sen diye senin olmadığın herşeyi severek ve bu gerçeği de kendimden gizleyerek,yaşıyorum.

20091104

Rastlantı


Seni davidoff içerken görmedim hiç.Düşledim sadece.Sen derin bir nefes alıp pembe dumanlar çıkartıyordun.Hangi zehir vardı ki içinden arınıp da çıkmasın. Çeşme suyu içsen,zemzem olup akardı gözlerinden.
Gözlerini de hiç görmedim ben.Çok istedim oysa.Sanki sen bana baksan,atilla ilhanın mezarında bir papatya açacaktı.Gözlerin gözlerime değecekti.Ve ben başka bişey olacaktım.Yezid gibi bakanlar kör etmişti beni,gözlerin isa olacaktı.
Kırık kalbimle bekledim seni.Şeriat kırmızısı dudaklarından kelimeler dökülecek diye.Gelmedin.Kimsenin unutamadığı bir fransız filmi gibi siyah-beyaz kaldı dudakların.Pansuman olmadı kelimeler,çok kan kaybettim ben.
Oysa ne çok şey biriktirmiştim.Günah çıkartıcaktım önce,kulağına eğilip sessizce.Gölgene secde edicekken,adımlarının geçtiği yerleri tavaf etmek zorunda kaldım.Yine de suçlayamam seni.Kabilin koynundan bile, habil kadar masum kalkarsın sen. Ne suç,ne ceza,ne de bir günah...Tek kişilik masumluk’sun sen, ki bu bile kurtarır dünyayı mahsunluktan.Savaşlar ya da açlıktan ölenler,adı büyük ünlü uyumuna uymuyor diye öldürülenler,tanrının hesap gününe bıraktığı; bizim tanrıya bıraktığımız tüm felaketlere sen varken dayanırdı insan.Ama benim şanssızlığım olsa gerek,sen yoktun.
Tanrı sevmiyordu beni ne zaman yanımda olsun istesem, ortadan kayboluyordu.Alışmıştım.Tanrıçalar da böyle yapmazdı heralde diye düşünüyor,ama göz göre göre yanılıyordum.Tanrısal ne varsa ben ondan ya da ordan kovulmuştum.İlkokul kompozisyonunda yer verilen süslü bi benzetmenin farklı bir versiyonuydu benimki.Uhrevi ne varsa benim olduğum yerde olmuyordu.O varken ben yoktum,ben varken o.
Sen elimin içine atılan kesik gibi değiştirecektin kaderimi.O günden sonra falıma bakan her çingene,elimin içindeki çizgilerin kimsesizler mezarlığı yerine lunaparka çıktığını söyleyecekti bana.
Ben hayattan bir şey istiyordum.Aslında öğrenmiştim.Bir-tek- şey bile,çok şey demekti hayat için.Saymayı da bu yüzden unuttum belki.O yüzden sayamam kaç kere kurşuna dizdim kendimi,yedi kat elin içinde.Seninle saymayı öğrenebilirdim.Sıfır ben olurdum mesela.Bir, sen.Bir tek sen.
Yine de çok kötü değil herşey.Hani benim senden öğrendiğim,herkesin sevdiği ya da duysa seveceği bir şarkı sözü gibi.Belki benim kağıt param bi şekilde senin eline geçer.Ya da aynı vapura bineriz habersiz.Aynı martıya bakıp farklı sorular sorarız.Sen hep beyoğlu kadar karmaşık,ben hep ankara kadar bekleyen olurum.Sen de bilirsin böyledir benim şehrim.Ankara hep bekler,birileri gelsin diye.Bir gün illaki gelir beklenen,sıklıkla da sevmez geldiği yeri.Kasvetliymiş güya,sen sevsen o kasvet kalkar belki demez benim şehrim.Biliyodur belki.Gelen gidecektir ve Ankara yine bekleyecektir.
Karmaşık yolların ya da kafa karışıklığının, haketmediğin bi hüznü sırf iş olsun diye kalbinin orta yerinde yaşayandan daha fazla hissedişinin ya da kaderin tecelli denen bi kolunun yani bişekilde bi mucizenin sonucunda raslaşırız belki.Rast makamı gazellerin okunduğu bir sokağın ortasında.Tanıyor-muydummm acaba'nın... muammasında bi ufak tebessümle selamlar;Eskimiş unutulmuş kelimeleri çiğneyerek uğurlarız birbirimizi.

20091103

Paramparça

Bir çift göz görsem.Bir çift gözde kendimi görsem.Budanmadan.Sevilmeyen yanlarım ayıklanmadan.Vitaminim kabuğumda olsa.Nasır tutmuş kalbimin tortusu gibi.Bir dakikalığına sevilsem.Bir kalpte yalnızca bir dakika yer etsem.Yekpare.Sözlerimden ötesi de olsa, sevmenin kdv'si gibi değil.Belki sadece iş olsun diye.Var mı öyle sevmek.Herhangi bi sevmek var mı? Yok.Benim kalbim lego değil ki,başka bir kalbin eksik yerlerini doldursun.Keşke inanabilsem. Herhangi bişeye, tanrıya ya da sevgiye.Bu beni seviyor diyemezsen, asla ama asla hiç kimseye hiç bi şartta güvenemezsen.Cennet yoksa.Ne için yaşar insan?Bir gün gelecek sadece bir yüz olacağım ve sesim hayalet ıslığı.Kimsenin kocası,kimsenin sevgilisi,kimsenin dayısı ya da kimsenin dostu olmadan.Yekpare.Korkmuyorum da üzülüyor insan.Neye yarar ki hayat,başkaları olmadan.Kendimi kandırabilmeyi isterdim.Denedim de; sevdiğime kandım,orda da kaldım.Sevilmek yalanına kanamadım bir türlü.Son trenin bile ıskartaya çıktığı bir istasyon gibi,bekliyorum.Sorsan yaşıyorum.Kelimeler buluyorum,hiç kimseye mektuplar yazmak için. Kendi kozasında kendi salgısıyla kendini asan bir ipekböceği gibi ölebilsem keşke.İşe yaramayan herşey sona kavuşuyor.Çürük meyveler çöpe gidiyor mesela.Biraların bile depozitosu var.Benim leşim o kadar bile etmez.Yaşıyorum.Ama parça parça.Kimsenin görmediği uçurtmalar peşinde koşuyor bir yanım.bir yanım atlı karıncada gazisi,ama işte kime sorsam yok bi çaresi.
Her tanıştığım yüz tahlil sonucu gibi,ben yaşamak istiyorum da bu ilik örneği de tedaviye yanıt vermiyor.

20091102

-Miş'li Gelecek zamanlar

Gece;
Bir evin bi odasında uyuyakalmış çocuk;diş perisini beklerken.Sabah, perinin gelmediğini görüp üzülecek.Sonra perilerin olmadığını öğrenecek.Sonra hayat denen şeyin; olmadığını bildiğin perilerin gelmesini bekleyerek geçtiğini öğrenecek.Öğrendikçe büyüyecek,büyüdükçe anlayacak, anladıkça üzülecek.
Gece;
Bir evin bir odasında uykuya dalmış adam.Kendisinin olduğunu sandığı bedeni ter içinde bırakarak.O bedeni evi sanıyormuş,o evi tapınak,o tapınağı sunak.Oysa hiçbir kadının üçünü birden aynı erkeğe veremeyeceğini bilmiyormuş.Bilmemek mutluluk,mutluluk demek iyi bir uykuymuş.
Gece;
Bir evin bi odasında dönüp dururmuş kadın.Eylemler heyecan,heyecanlar korku,korkular hiçlik, hiçlikler özgürlük olmuş.Niye ve nasılı unutmuş.Kaybolmuş çoktan,bir balık gibi kıyıya vurmayı arzuluyormuş.

Gece kendi öykülerini yazarken.Defter-i kebiri açtım ben.Tanrıyla yüzyüze gelmeden önce. Zihnimde kayıp fotoğraflar bulmaya çalışarak olmayan hikayeler uydurdum.Kendime baktım öylece,evet neysem oydum.Ama ne olduğumu unuttum. Bir kadın bekledim.Bir kadın beklerken,çok kadın sevdim.Bazıları vardı:Sevilmese ölürdü.Bazıları vardı:çok güzel olduğunu duymasa mahvolurdu.Kimisi mutsuzluğa sığınmış,haketmediği mutluluğa kefaret olsun diye mutsuzum der dururdu.Kimisinin saçlarının dalgalanışı güzeldi,kimisinin kokusu.Ben hepsini sevdim. Tanrıdan benim payıma sevmek düşmüştü.Ölçüsüz sevdim.
Hep haketmeyene verdim.Sözler,kelimeler,emekler verdim.Bahaneler buldum onların adına, sevmenin cilası kaybolmasın diye.Yoruldum.
En çok seni sevdim ben.İstedim ki arada sırada bazı bazı gözlerinden geçeyim.Sahipsiz bir gemi gibi.Olmadı.İstedim ki sen beni görme ama ben gölgeni göreyim.Gemileri karadan yürütür gibi. Olmadı.Ne senle ne de sensizlikle aram hiç iyi olmadı.
Dünya niye yuvarlak bilir misin?Bitmesin diye.Oysa sevmek dümdüz.Ve ben artık istesem de istemesem de kimseyi sevemiyorum.
Anladım.Yalnızlıkmış elim ayağım,hiçkimsenin kuluymuşum ben.Denizler kurumuş bu gemi için, Hurdalarından bilek kesecek jiletler yapmak dışında bu gemiden yapılıcak hiçbişey yokmuş.